Home Contact Sitemap

türkçe öğretmenleri..

Silgi kullanmadan resim çizme anıtına hayat denir.

Hakkımda


Lost

  • the complete first season(1.sezon)
  • the complete second season(2.sezon)
  • the complete third season(3.sezon)
  • the fourth season (4.sezon)
  • lost karakterleri
  • prison break

  • prison break 1.sezon
  • Arkadaşlarım

    EVRENDE RİTİM VE BİZ *

    29/4/2008 | Kategori:muzik

    Evrende her şey, düzenli hareket halindedir. Yani evrenin hareketi ritmiktir. Ritmin durduğu yerde veya bozulduğu yerde yaşam biter. Ritim, Latince’de akış demektir. Hareketin durması, akışın kesilmesi, ritmin durmasıdır.

    Evrenin sürekliliği, hareketin ritmik yinelenmesine bağlıdır. Ritim, hareketin sayılarla anlatımıdır, bir sayı dilidir. Diğer bir tanımla, evrendeki her hareket sayılarla açıklanabilir. Güneşin hareketi, dünyanın hareketi, mevsimlerin tekrarı, gece gündüz, gibi. 

    Güneşin dairesel ritmik hareketi ana ritimdir ve biz, bu ana ritme bağlı olarak ortaya çıkan bir dizi ritim yumağının içerisinde yaşamaktayız. Biz, bu ritimler yumağına bağımlı olarak dünyaya geldik. Evrendeki bu ritmin devamını kendi bedenimizde ve algılama yapımızda görmekteyiz.

    Evrendeki hareketin tutarlılığı insanda güven duygusu yaratır.  Örneğin, güneş her gün doğar, tutarlı ve kararlı hareket eder. Onun bir gün doğmayacağını düşünmeyiz, ona güveniriz. Güneşin her gün aynı yerden, aynı saatte doğacağı üzerine sayılarla ifade edebileceğimiz planlar yaparız. Bu plan güneşin ritmik hareketinden kaynaklanan güven duygusu üzerine kurulmuştur.

    Güneş eğer bir gün doğmazsa tüm yaşam biçimlerimiz alt üst olur. Ya da her gün bir başka saatte doğsa, onu anlamakta zorluk çekeriz, algılayamayız, matematiksel olarak durumu açıklayamayız. Hareketin ritmik olmaması onunla ilgili varsayımlar yapmaya engeldir. Hayatımıza şekil veren şey evrendeki ritmik hareket ve onun tutarlılığıdır.

    Biz, ritmik olmayan şeyleri dışlarız, tutarlılık ararız. Sözünün eri olmak, nerede hangi davranışı göstereceği başkaları tarafından bilinir olmak, arkadaşı tarafından anlaşılır olmak, planlı olmak gibi. Bu davranışların ritmik, yani tekrarlanan özellikte olmasıdır kişiyi tutarlı insan yapan.

    Tutarlı hareket eden insana güvenilir. Dostluğun, arkadaşlığın biricik kuralı güvenilir olmaktır. Güneşin ertesi gün yeniden doğacağına olan güven, güneşin ritmik hareketinin tutarlılığına olan güvendir. Arkadaşına güvenmek, onun hareketlerindeki ritmik tekrara olan güvendir. Her gün işe zamanında gelen insana güvenmek gibi.

    Evrendeki hareketin bir ritmik düzen içerisinde olduğunu kitaplar yazmasa da bunu günlük yaşantımızda algılarız. Gece ve gündüzün sürekliliğini düşünelim; gece uyur, gündüz uyanır, işlerimizi yaparız. Biyoritim denilen bedenimizin iç ritmi buna ayarlanmıştır. Uyku düzenimiz bozulduğunda buna bağlı diğer ritimler de bozulur; adımlarımız dengesizleşir, kaslarımızı toparlayamayız, dengesiz duruşlar alırız vb.

    İki ayağının üzerinde dik durabilmek dengeli ve güvenilir insan duygusu yaratır. Çünkü o duruşta gerçekten bedenin ritmik düzene geçtiğini görürüz. Denge dediğimiz, şey, omurların ve diğer eklemlerin ritmik dizilişinde bir bozukluğa neden olmayacak şekilde duruşu göstermesidir.  Bu duruşun doğal olarak insana verdiği duygu güven duygusudur. Dengeli olmak, güvenilir olmak, tutarlı olmak; bunlar hep birbiriyle örtüşen kavramlardır.

    Ağaçları yok ederek sel felaketine neden oluruz. Doğanın dengesini, yani ritmini bozduğumuzun acısını yaşatır bize. Bir dere düzenli akışını bozup taşkınlık yaptığında veya kuruduğunda çevresindeki hayatı tehlikeye sokar. Oysa onun düzenli akışına güvenerek insanlar onun etrafında kendilerine yaşam kurmuşlardır.

    Kalp atışlarımızda ritim bozukluğu görüldüğü zaman tehlike var demektir. Hayatımızdaki tüm diğer ritimler de onunla birlikte bozulur, işe gidemez, sokağa çıkamaz, yataktan kalkamaz, yemek yapamaz oluruz, vb.  Kalbimizin ritmini düzene sokması  için doktora gideriz, ona güveniriz. Doktor insana güven verir. Çünkü o, yaşamımızdaki ritmi bozan öğeleri ortadan kaldırır ve bizi normal ritmimize döndürür.

    Doğada var olan bir ritmin bozulması, diğer ritimlerin bozulmasını beraberinde getirir. Çünkü doğada her şey bir diğerine bağımlıdır. Doğada sınırsız özgürlük yoktur, karşılıklı bağımlılık vardır. Bu yüzden, doğa, kendi ritmini yok edeni yok eder. Hatta, buradan yola çıkarak rahatlıkla söyleyebiliriz ki biz insanlar için de sınırsız özgürlük yoktur, karşılıklı bağımlılık vardır.

    Doğada birbirinin yaratıcısı olan veya birbirinin tamamlayıcısı olan ritimlerin beraberliğindeki uyum, ahenktir, estetiktir. Doğa ile baş başa kaldığımızda hissettiğimiz bu olağanüstü ritmik uyumdur bize huzur veren, “Ne kadar güzel” dedirten. Bu ahenk, bu estetik bütünlük, bu denge, bu ritmik uyumdur içimize aldığımız ve bize güven veren, kendimizi dinlenmiş hissettiren, yaşama gücü veren.  Doğayla baş başa kaldığımızda, “Yaşam mükemmel ahenk içinde sürüyor, bak, görüyorsun, rahat ol, ona  güven” gizli mesajını alırız, mutlu oluruz.

    Evrende, birbirine bağlı iç içe geçmiş ritimlerin holistik yapısı biyolojik olarak insan bedeninde aynen karşımıza çıkar. Bu ritmin insanda dışa vurmuş şekli dans olarak karşımıza çıkar. Dans, insan bedenine çok yakışan  estetik bir durumdur. Dansın bir müzikle yapılması, ritmin bedenle buluştuğu estetik mükemmelliği sergiler.

    Müziğe gelince; müzikteki ritim ve ezgi doğayla bire bir örtüşen güçlü duyguları bize verir; tutarlılık, güven, denge, estetik, uyum. Müzikle uğraşmak veya müzik dinlemek bunun için dinlendiricidir.

    Bir dere ritmik akar, kenarındaki ağacı ritmik besler, ağacın dalları, yaprakların dizilişi, çiçekleri ritmiktir. Derenin varlığı diğer ritimleri yaratmıştır. Ana ritmi burada dere oluşturur. Dere kurursa ona bağlı diğer ritimler de yok olur. Dereyi ve ağacı resimle anlatır, resmi evimize asarız; doğadaki estetik uyumu evimize taşırız. Ona bakarken hissettiğimiz, ondan aldığımız estetik doyum içerdiği ritimlerin uyumundan gelir.

    “Yaratıcılık, doğadaki ritmi sezmekle başlar” der sanat eğitimcileri. Bütün sanatların kökünde doğa vardır. Doğadaki ritmi resimle anlatırsak resim sanatı, müzikle anlatırsak müzik sanatı, bedenimizle anlatırsak dans sanatı, sözcüklerle anlatırsak şiir sanatı olur. Bu ritmi sayılarla anlatırsak matematik olur. Fen bilimlerinde yeni bir buluştan söz ediliyorsa, bu, gerçekte doğada var olan ama daha önce açığa çıkarılmamış olan bir ritimden söz ediliyor demektir.

    Bir insanın ritim duygusunun eğitim yoluyla geliştirilmesi, onun doğa ile uyumunu desteklemek ve güçlendirmek  demektir. Bu nedenle, ritim eğitimi insanın temel gereksinimleri arasında kabul edilmelidir. Sanat eğitimi bu ihtiyacı doğrudan karşılayan bir araçtır. Temel eğitim kurumlarında ritim eğitimi verilmesi bu nedenle gereklidir.

    Bu arada, ritmi en anlaşılır biçimde öğreten ders müzik dersidir. Ancak, müzik derslerinde ritmi evrenin geçerli tek kuralı olarak öğretiyor muyuz? Ne yazık ki hayır.

    Bilinmelidir ki ritim, sadece müziğin konusu değildir. Ya da, müzik dersi sadece müziğe değil, tüm alanlara hizmet eder. Öyleyse, müzik dersi ana sınıfından itibaren zorunlu ders olmalıdır.

    Mahiye Morgül

    *Cumhuriyet Bilim Teknik

    17 Ocak 2004, Sayı: 878

    Temmuz 2004

    PSİKOLOJİDE MÜZİĞİN KULLANILMASI:

    29/4/2008 | Kategori:muzik

    Sinem Gökçe - Psikolo

     

    PSİKOLOJİDE MÜZİĞİN KULLANILMASI: ÖRNEK BİR ÇALIŞMA

    Sinem Gökçe - Psikolog

    Müzik, insanlık tarihi kadar “eski”, kimsenin bir başkasına anlatamayacağı

    kadar “bireysel ve öznel”, dünyanın her yerindeki tüm insanları kapsayacak kadar

    “genel ve evrensel”, yeni ve farklı çağrışımları taşıyabilmesi ile “her an yeni” bir

    oluşumdur (Başar ve Başar, 1997). Platon’un da belirttiği gibi “müzik, ruhun

    eğiticisidir”.

     

    Psikolojik sağaltımda diğer sanat alanlarının kullanılışı gibi müzik de sürece

    dahil edilebilen ve katkı sağlayan bir “araç” niteliğindedir. Müzik, tek başına terapötik

    bir etki sağlayabileceği gibi, kimi zaman uyarıp coşturarak kimi zaman gevşetip

    sakinleştirerek kimi zaman da katarsis nitelikli boşalımı sağlayarak psikofizyolojik

    değişimleri sağlayabilir.

    Müzik-terapi, ruhsal veya bedensel sorunları olan çocukların ve yetişkinlerin

    psikiyatrik sorunlarını belirlemede ve bunlara bir çözüm getirmede yol gösteren bir

    iletişim yöntemidir (Altınölçek,2003). Kendimizle iletişim kurma ise başkalarıyla ve dış

    dünyayla iletişimin kapılarını açar.

    Müzik-terapi yüzyıllar boyunca hastalıkların tedavisinde kullanılmıştır. Bu

    konudaki en eski bilgi M.Ö. 585-500 yıllarında yaşayan Yunan filozof ve

    matematikçisi Pythagoras’ın umutsuzluğa düşen ya da çabuk öfkelenen hastaların,

    belirli melodilerle tedavi edilebileceğine ilişkin yaptığı çalışmalardır. Hipocrates,

    ilahilerin tedavi edici niteliği olduğunu belirtmiştir. Galien, müziğin akrep ve böcek

    sokmalarına karşı bir panzehir olduğunu, Lucain de kanamaların şarkılarla

    durdurulabileceğini ileri sürmüşlerdir. Özellikle Bergama’da bulunan Asklepion’da

    Asklepios, Hygelia ve diğer hekimlerin müziği kullanarak son derece etkin tedaviler

    yaptıklarına dair bilgiler vardır.

    www.muzikegitimcileri.net

    3

    Sufi felsefesi açısından ele alındığında, iç arınmayı sağlamada ve Tanrı’ya

    ulaşmada müziğin ve raksın önemli bir etkisi vardır. Ayrıca Evliya Çelebi’nin belirttiği

    ve günümüzde yapılan çalışmalarda da belirtildiği üzere Türk Sanat Müziği’nin her

    makamı farklı duyguları ortaya koymaktadır. Örneğin: Rast Makamı neşe ve huzur,

    Rehavi Makamı sonsuzluk duygusu, Segah Makamı rahatlık ve cesaret vermektedir.

    Müzik-terapinin etkiliğine ilişkin yapılan çalışmalarda insanların EEG’leri

    incelenmiştir. Üzüntü, endişe, mutluluk ve korku gibi duygular EEG’de farklı

    dalgalanmalar yaratır. Değişik müzik türlerini dinleyen insanların EEG’lerinde de

    dalgalanmaların farklı olduğu görülmüştür.

    Terapötik müzik endorfin salgısını ve olumlu duyguları artırıp, korkuyu ve

    kaygıyı azaltır, kalp ritmini düzenler, kan basıncını şürür, terlemeyi azaltır, kasları

    gevşetir, nefesi dengeler, bağışık sistemini güçlendirir, hiperaktiviteyi sakinleştirir.

    Müzik, hareket reflekslerimizi uyararak uyumlu hareket etmemizi sağlar.

    Müzik-terapisinde, müzik, ses ve ritim eşliğinde beden ve duyguların

    bağlantısına yönelik egzersizler yapılmaktadır.

    Dünyada hem ruhsal hem de fizyolojik rahatsızlıkların tedavisinde bir araç

    olarak müzik-terapinin önemi uzun yıllardır kabul görmektedir. Ülkemizde ise müzikterapinin

    önemi son yıllarda tekrar keşfedilmiştir. Bunun en önemli örneği, 17

    Ağustos 1999 - Marmara Depremi ve 12 Kasım 1999 – Düzce Depremi sonrasında

    çocuklara yönelik olarak yapılan çalışmalardır. UNICEF ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın

    ortak olarak projelendirdiği bu çalışmaların en önemli kısmı “Sınıf Temelli

    Müdahale”dir. Sınıf temelli müdahale çalışmaları “müzik-dans, resim, drama ve oyun”

    etkinliklerinin uygun, aşamalı planlamasıyla oluşturulmuş 15 oturumluk bir

    programdır. Her oturumda, “müzik-dans”, açılış ve kapanış olarak önemli bir bölümü

    oluşturmuştur.

    Sadece deprem gibi doğal afetlerden sonra değil; taciz,istismar (fiziksel,

    duygusal veya cinsel), trafik kazaları, sevilen birinin kaybı vb. travmatik olaylardan

    sonra bireylerin gösterdikleri tepkiler genel olarak travma sonrası stres tepkileri

    olarak isimlendirilir. Travmatik olaylardan sonra özellikle çocuklar, kendilerine,

    yakınlarına ve dünyaya ilişkin güven duygularını ve hayatlarını kontrol edebilecekleri

    duygusunu kaybederler. İletişim kurmakta, duygularını ifade temekte zorlanabilirler,

    duygusal kültlük yaşayabilirler. Fiziksel anlamda ellerine, kollarına hakim

    olamayabilirler, vücutlarındaki hormonal denge bozulabilir. Zaman zaman kalp

    atışları çok hızlı hale gelebilir.

    Çocukların kendilerini ifade etme yolları içinde en fazla kullandıkları vücut

    hareketleridir (travmaya uğrayan çocuklarda bu bazen tek yoldur). Hareketler

    aracılığıyla kurulan iletişim sayesinde,kelimelerle anlatılamayan bir yaşantı ifade

    edilebilir hale gelir. Kendi yaşıtlarıyla yapılan müdahaleyle

    çocuklara; kendilerine ihanet etmiş çevreye karşı güven duymaya başlamalarına,

    yalnızlık duygularının azalmasına, otokontrollerini ve dayanıklıklarını geliştirmelerine

    yardımcı olunabilir.

    1999’da yaşanılan depremlerden sonra uyguladığımız STM programıyla

    deprem bölgesinde binlerce çocuğa ulaşıldı. Bu programın belki de belkemiğini

    www.muzikegitimcileri.net

    4

    oluşturan müzik ve dansbölümünün yapısındaki temel noktalar: uygun müzik,

    uygun hareket ve ritmik düzenlemeydi.

    Müzik önceden de belirtildiği gibi, rahatlatarak, güçlendirerek umut ve güven

    duygusunun gelişmesinde terapötik ortamı şekillendirebilir. Uygun müzik, grup

    çalışmalarında ortaya çıkan acı veren malzemeyle yüzleşen katılımcıların

    ğrencilerin) kendilerini daha az tedirgin ve daha dayanıklı hissetmelerine yardımcı

    olur. Ayrıca çalışmayı yürüten grup liderlerinin ve katılımcıların sakinleşmesini de

    sağlar.

    Ritim, tüm canlılarda evrensel bir yaşam formu olarak ortaya çıkar. Çünkü tüm

    canlılar, kendi iç yapılarında belirli yaşamsal işlevlerini döngüsel bir ritim içinde

    gerçekleştirirler. Vücudumuzun işleyişi, günlük yaşamımız ve hatta tüm yaşamımızın

    kendi içinde bir ritmi vardır. Ritim ve hareketin, iyileştirmeyi hızlandırma ve değişik

    etkilerin desteklenmesi konularında kişileri ve grupları organize etme kapasitesinin

    olduğu varsayılmaktadır. Hareket ve müzik terapisinde sözel olmayan iletişim, vücut

    hareketlerinin çocukların kendini ifade etme ve iletişim kurmada kullandıkları doğal

    bir yol olması nedeniyle, travmaya uğramış çocuklar için etkilidir. Tutarlı ritmik

    hareketlerin kullanımı, travmaya uğramış çocukların, kendisine ihanet etmiş olan

    çevreye karşı güven duygusunu kazanmasına yardımcı olabilir. (Çevre kelimesi

    fiziksel, sosyal ve psikolojik kavramlarını kapsayacak biçimde kullanılmaktadır.)

    İşlevsel olarak davranışın tüm yönleri birbirini etkiler (fiziksel, kavramsal ve

    psikososyal). Tedavide ritim ve hareket kullanılırken davranışın bu farklı yönleri

    arasındaki ilişkinin olumlu uygulamaları bulunmaktadır. Katılımcılar sadece kendilerini

    çevreleyen dünya hakkında olumlu bir duygu kazanmakla kalmayıp aynı zamanda

    “Ümit/Umut” olarak adlandırılan daha olumlu bir deneyim geliştirirler. Müzik ve

    hareketin katalizör olarak kullanılmasıyla çocuk, özgürlük ve disiplin arasında denge

    kurmaya çalışırken şekillerin ve ilişkilerin algılanmasının önemini yaşar.

    Sembol ve gerçeğin eş zamanlı algılanması, bireyin kendisini daha büyük bir

    gerçeğin parçası olarak yaşamasına ve kendi benliğinin de bir bütünlüğe ulaştığını

    hissetmesine yol açar. Bu daha büyük gerçek ise, tutarlı ve kendini tekrarlayan

    hareket şekillerinin kullanımıyla güvenilir olarak hissedilebilir. Travma sonrası

    müdahalelerde bu nedenle müziğin ve hareketlerin kullanılması gerekir.

    Müzik-terapilerde uygun müziğin kullanımı, üzerinde durulacak temayla yani

    vurguyla bağlantılıdır. Ağırlıklı olarak kullanılacak olan vurgu, ritmi, hareketi, içe alma

    ve döngü fikrini destekleyecektir. Bu genellikle 3/4 ya da 6/8 ritmi olmalıdır. Özellikle

    klasik müzik, şarkılar, uygun yerel ezgiler ve çocuk şarkıları, çocuklarla travma

    sonrasında çalışırken etkilidir.

    1999 Marmara ve Düzce depremlerinden sonra yaptığımız çalışmalarda

    müzikler güçlendirme, umut, ayağı yere basma (tutarlılık) bütünlenmişlik,

    tamamlanmışlık ve neşe temaları çerçevesinde seçilmiştir. Hareketler de paralel

    olarak belirlenmiştir. Başlangıç aşamasında yerde yüzüstü uzanılarak baş, kollar,

    gövde, dizler ayaklar olarak aşama aşama ayağa kalkılmıştır. Burada hareketlerde

    tekrarların ve yavaşlığın olması süreç içinde kaybedilen güven, kontrol ve yaşamsal

    ritim duygularının tekrar kazanımını sağlamaktır.

    www.muzikegitimcileri.net

    5

    Uygulamalarda kullanılan müzikler ise şöyledir:

    1-Saint Saens “Aquarium”

    2-Beethoven Piyano Sonatı No.33 Andante

    3-Over the River

    4-Kelt Ninnisi

    5-Schubert - Lullaby Waltz

    6-Afrika Davulu “Ma Belle Sinkwanee”

    7-Beethoven “Pathetique” Op 13 No.8

    8-Bach Viyolonsel Süitleri

    9-Yo Yo Ma “Appalachian Waltz”

    10-Beethoven Bagatelle No 3, 4

    11-Daha Dün Annemizin Kollarında Yaşarken

    12-Akdeniz Çocukları

    13-Dostluk

    14-Ey bülbül

    15-Dağlar

    16-Küçük Ayşe ile Küçük Asker

    17-Selvi Boylum Al Yazmalım

    18-Dila Hatun

    19-Ankara Havası

    20-Gözlerin

    Özellikle “Gözlerin” şarkısının enstrumantal formunun oturumların

    kapanışlarında kullanılması gerek duygusal gerekse hareketler anlamında yoğun

    geçen uygulamanın ardından sakinleşimeyi, rahatlamayı, bütünleşmeyi sağlamakta

    son derece uygun bir müzik olduğu görülmüştür.

    15 oturum olarak uygulanan müdahale programı ılış dansıyla başlamış,

    ardından resim, oyun ve drama çalışmalarıyla devam etmiş ve kapanış dansıyla

    sonlanmıştır. Hareketler müzik eşliğinde yapılırken çalışmayı yönetenler müziğin

    ritmiyle uyumlu olarak, şiirsel bir tonda hareketlerin yönergelerini vermişlerdir.

    Özellikle müzik değişimlerinde uygulayıcılar bir sonraki müziğin ritmini hazırlayıcı

    biçimde geçiş yönergelerini vermişlerdir. Müziğin ritmi, hareketler ve yönergeler

    arasında ritmik uyuşma ile tonlamanın sağlanması dikkatli bir ön hazırlık

    gerektirmiştir. Çünkü bunların

    sağlanamaması çocukların

    sarsılmış olan güven ve kontrol

    duygularının daha çok

    sarsılmasına yol açacaktır.

    Uygulamaların etkililiği

    üzerine yapılan araştırma

    sonuçlarına göre çocukların

    tepkilerinde belirgin biçimde

    düzelme olduğu bulunmuştur.

    Ayrıca çocukların en sevdikleri

    ve kendilerini en rahat ve

    mutlu hissettikleri etkinlikler

    olarak da açılış ve kapanış

    dansları ilk sıraları almıştır.

      <<Önceki Sayfa |1/110|Sonraki Sayfa>>